Skip to main content
Haberler

Danıştay’dan çevre davasına ret

By 4 Haziran 2024No Comments

Türkiye’nin 13 Nisan 2023 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne sunmuş olduğu güncellenmiş ulusal katkı beyanının Türkiye’nin yükümlülüklerine karşılık gelmemesi nedeniyle, uluslararası sözleşme kapsamında gerçekleştirilen bu kararın iptali için 3 iklim aktivisti genç, Ela Naz Birdal, Seren Anaçoğlu ve Atlas Sarrafoğlu, Mayıs 2023’te dava açmıştı.

Genç iklim aktivistleri Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nın hedeflerinden şu sebeplerle uzaklaştığını vurguluyor:

  • Türkiye, üzerine düşen farklılaştırılmış ve adil mutlak azaltım yükümlülüğünü karşılamıyor

  • İklim krizine sebep olan sera gazı emisyonlarında mutlak azaltım taahhüdünde bulunmuyor

  • 2038 yılına kadar sera gazı emisyonlarını artırmayı planlıyor

  • Kömüre dayalı elektrik üretim sistemini yenilenebilir kaynaklardan yana dönüştürmüyor

  • 2053 net sıfır hedefini nasıl gerçekleştireceği kesin ve net değil.

Buna göre, Türkiye’nin güncellenmiş ulusal katkı beyanının Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Sözleşme, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan yaşama, kötü muamele görmeme, özel hayatın korunması, ayrımcılık yasağı gibi temel hak ve hürriyetlerini ihlal edici nitelikte olması sebebiyle, bu beyanının iptalini yetkili ve görevli mahkeme olan Danıştay’dan talep etmişti.

Türkiye’nin İklim Taahhütlerine Karşı İlk Dava 

change.org/iklimdavasi adresinde de kampanyalarını yürüten ve 15 bine yakın imza toplayan 3 iklim aktivisti gencin açmış olduğu dava, Paris İklim Anlaşması kapsamında Türkiye’nin iklim değişikliği ile mücadelede sera gazı emisyonlarını nasıl düzenleyeceğine ilişkin açılmış ilk iklim davası olması özelliğini taşıyor. Dava aynı zamanda, Paris İklim Anlaşması hedeflerinin yeterli plan ve uygulamalarla gerçekleştirilmesine katkı sunulması ile iklim krizinin yıkıcı etkileri açısından tüm çocuk ve gençlerin temel hak ve hürriyetleri arasında bağlantı kuran da ilk dava.

Danıştay’dan Red

Davanın görüldüğü Danıştay ilgili dairesi, gençlerin ve çocukların iklim krizine karşı açtığı davayı incelemeksizin, davanın tarafları olan Cumhurbaşkanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na dava dilekçesini tebliğ etmeden ve davaya cevaplarını sormadan reddetti.

Danıştay’ın gençlerin ve çocukların açtığı davayı incelemeksizin red nedeni şöyle belirtiliyor: “uyuşmazlıkta konu edilen Ulusal Katkı Beyanının, Paris İklim Anlaşması kapsamında, anılan anlaşmanın bir parçası olarak, anlaşmada yer verilen taahhüdün yerine getirilmesine ilişkin bir belge olduğu, tek başına iç hukukta etki eden bir yanının olmadığı, iç hukukta bu beyan kapsamında bir düzenleme yapılacağına ilişkin bir taahhüt niteliği taşıdığı, dolayısıyla idari işlem değildir ve idari işlemin iptali konusu yapılamaz.”

Red kararı oy çokluğu ile alınırken, iki üye “ulusal katkı beyanı uyarınca iç hukukta gerekli düzenlemelerin yapılacağı, iş ve işlemlerin gerçekleştirileceği açık olduğundan kesin ve yürütülebilir bir işlem olması nedeniyle davanın esasının incelenerek karar verilmesi” gerektiğini savunarak red kararına karşı çıktı.

Hukuk öğrencisi Seren Anaçoğlu danıştayın red kararını ve Türkiye’nin bugüne kadar COP28 performansını hakkında “COP28’deki küresel karbonsuzlaşma girişimi, dünya genelindeki çoğu ülkenin imzasını taşıyor, ancak Türkiye’nin bu önemli anlaşmaya katılmaması, ülkenin iklim değişikliği konusundaki sorumluluklarını gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Ela Naz Birdal ve Atlas Sarrafoğlu ile birlikte açtığımız Türkiye’nin ilk iklim krizi davası ile Türkiye’nin güncellenmiş ulusal katkı beyanındaki eksikliklerin ve sera gazı emisyonlarını artırma hedefinin altını çiziyoruz. Bu durum biz genç iklim aktivistlerinin çabalarına rağmen ülkenin iklim eylemlerindeki eksikliklerin derinleştiğini ve Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmak için gerekli adımları atmaktan kaçındığını gösteriyor. Türkiye, sadece kendi çevresini değil, aynı zamanda küresel iklim çabalarını da olumsuz etkileyen bir kara delik olarak görülüyor. Davamız ile ilgili son gelişmede Danıştay’ın incelemeksizin red kararı, iklim kriziyle mücadelede alınan kararların yargı denetimi dışında bırakılmasına neden olma tehlikesiyle karşı karşıya. Genç iklim aktivistleri olarak, Türkiye’nin iklim politikalarının hukuki açıdan incelenmesi ve uluslararası anlaşmalara uygunluğunun sağlanması için mücadelemizi sürdüreceğiz,” açıklamasında bulundu.

Atlas Sarrafoğlu ise, “Benim için COP28 tam bir felaketti. Türkiye, Climate Action Tracker tarafından yapılan değerlendirmede, tüm iklim krizi hedefleri açısından en kötü not olan “kritik derecede yetersiz” notunu aldı. Sonra COP28’e gitti ve iklim hareketinde liderlik yapabileceği anlaşmaların hiçbirini imzalamadı. Ve üstelik dünyanın 15inci en büyük kirleticisi iken Kayıp ve Hasar Fonu’ndan faydalanma hesabına gitti. Geleceğimizin sorumluluğunun harekete geçmeyenler tarafından tehlikeye atıldığını görmekten çok üzgünüm. Bilimin dinlenmesi için baskı yapmaya devam etmenin bizim sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum. Açtığımız davanın reddedilmesi iklim krizini reddetmek ve acil bir durum olmadığını var saymaktır. Oysa Türkiye’de her geçen sene yaşadığımız kuraklık, seller ve orman yangınları ülkenin iklim krizine karşı ne kadar kırılgan olduğunu göstermiyor mu?” dedi.

Ela Naz Birdal, “COP28’de Türkiye’nin yenilenebilir enerjiye katılmama kararı üzerine bahsedecek olursak: ‘Türkiye’nin 2053 net-sıfır hedefi olumlu bir adım olsa da kısa ve orta vadeli hedeflerin bu hedefle uyumlu olmadığı görülüyor. Türkiye, sera gazı azaltım politikasının zayıf olması ve fosil yakıtlara bağımlılığının devam etmesi nedeniyle iklim değişikliği performans değerlendirmesinde de düşük not alıyor. Türkiye’nin  fosil yakıt arama ve çıkarma faaliyetlerine son vermesi, kömürlü termik santrallerini aşamalı olarak kapatması ve yenilenebilir enerji kaynaklarına daha fazla yatırım yapması gerekiyor. Türkiye, mutlaka daha iddialı iklim hedefleri belirlemeli” dedi.

Avukatları Deniz Bayram, “Paris İklim Anlaşması Türkiye’de usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası bir sözleşmedir. Amacı, kapsamı ve içeriği dolayısıyla temel insan haklarına ilişkindir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahil uluslararası alanda açılan birçok benzer dava, Paris İklim Anlaşması kapsamında alınan kritik kararların yargı denetimi konusu olmasının temel hak ve hürriyetler ile bağlantısını açıkça kurmuştur. Danıştay’ın red kararı ile bu anlaşma kapsamında alınan kararların uygulanabilirliği ve dayanağı olan uluslararası sözleşmeye uygunluğunu yargı denetimi dışına itmesi, Türkiye’nin aldığı kararların Paris iklim Anlaşması hedefinin gerçekleşmesine adil, iddialı ve anlamlı bir katkı sağlayıp sağlamadığı sorusunu da hukuken cevapsız bırakıyor. Anlaşmanın yükümlülüğü olarak sera gazı emisyonlarının planlamasına dair alınan karar son derece somut ve uygulanabilir nitelikte olmasına rağmen red kararında kesin ve uygulanabilir özellikte olmayan bir taahhüt olarak yorumlanıyor. Bu durum, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması uyarınca kabul ettiği yükümlülükleri olumsuz etkileyebilir. Red kararının temyiz sürecinde bozularak, Türkiye’nin iklim değişikliği hakkında aldığı kararların temel hak ve hürriyetler boyutunu da içeren esaslı bir şekilde inceleneceğini umuyoruz” açıklamasında bulundu.