Önemli noktalar:
-
Artan sıcaklıklar aşırı hava olaylarının olasılığını ve yoğunluğunu artırdı ve münferit aşırı hava olayları artık doğrudan iklim değişikliğinin etkilerine atfedilebiliyor.
-
Fosil yakıtlar, sanayi devriminden bu yana iklim değişikliğine yol açan karbondioksit emisyonlarının yaklaşık %70’inden sorumludur; geri kalanı ise tarım ve ormansızlaşmadan kaynaklanıyor. 1965’ten bu yana fosil yakıt emisyonlarının üçte biri sadece 20 fosil yakıt firmasının üretiminden kaynaklandı.
-
Fosil yakıt şirketleri iklim değişikliği üzerindeki etkilerini onlarca yıldır bildikleri halde, iklim eylemlerine karşı çıkmak için proaktif olarak çalışıyorlar.
-
Fosil yakıt şirketlerini, aşırı hava olaylarını emisyonlarıyla ilişkilendiren iklim bilimi ve iklim değişikliğinin sorumluluğunu inkar ederek kamuoyunu yanlış yönlendirdikleri iddiaları temelinde etkilerinden sorumlu tutmak için açılan davalar giderek artıyor.
-
Fosil yakıt şirketlerinin 30 yıllık dönemdeki kârları 21 trilyon ABD dolarından fazladır – bu rakam, sorumlu oldukları tahmin edilen iklim değişikliğiyle ilgili 15 trilyon ABD doları tutarındaki zararın dörtte birinden daha fazladır.
-
Küresel sıcaklık artışını ve bunun aşırı hava olayları üzerindeki etkisini sınırlamak için fosil yakıt arz ve talebinin azaltılması gerekiyor. İhtiyaç duyulan teknolojilerin çoğu mevcut ve halihazırda ucuz ya da buna yakındır.
-
Enerji sistemlerinin ve ulaşımın karbonsuzlaştırılmasında kaydedilen ilerleme, fosil yakıtların aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasının mümkün olduğunu gösteriyor.
Aşırı hava olaylarını açıklamak
Artan küresel sıcaklıklar, doğal değişkenlik sınırları dışındaki aşırı hava olaylarının sıklığını ve yoğunluğunu etkiliyor. Aşırı hava olaylarının yoğunlaşmasının tek nedeni olmasa da, iklim değişikliği üzerinde fosil yakıt kaynaklı etki olmasaydı, sıcak hava dalgaları, kuraklıklar ve seller gibi son olaylar aynı sıklık ve yoğunlukta gerçekleşmezdi.
500’den fazla ilişkilendirme çalışması, münferit aşırı hava olaylarını iklim değişikliğiyle ilişkilendirdi. Atfetme bilimi, iklim değişikliğinin aşırı hava olaylarını ne ölçüde etkilediğini değerlendirmek için gözlemlenen iklim verilerini kullanarak sera gazı emisyonlarının arttığı ve artmadığı bir dünyanın modellerini karşılaştırır.
Bu çalışmalar, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle sıcak hava dalgalarının artık daha güçlü ve daha olası olduğunu doğruladı. Çalışmalar ayrıca iklim değişikliğinin, etkilenen bölgelerdeki insanlara ve mahsullere özellikle zarar veren eş zamanlı sıcak hava dalgaları ve seller de dahil olmak üzere bileşik olayların meydana gelmesine neden olduğunu gösterdi.
Yaklaşık 20 yıllık atıf çalışmaları ve iklim değişikliğinin arkasındaki fiziksel bilime ilişkin kanıtlar sayesinde, belirli bir olay üzerinde özel bir çalışma yapmadan birçok aşırı hava olayını iklim değişikliğine bağlamak artık mümkündür (Tablo 1).
İklim etkilerinin daha şiddetli hissedildiği Küresel Güney’deki sınırlı veriler nedeniyle Küresel Kuzey’de daha büyük bir oranda ilişkilendirme kesinleşmiştir. Araştırmacılar bu durumun , veri açısından sınırlı bölgelerde iklim değişikliğinin rolünün hafife alınmasına yol açabileceği konusunda uyarıyor.
Tablo 1: Araştırma sonuçlarına göre iklim değişikliğinin aşırı hava olayları üzerindeki etkisinin ilişkilendirilmesi
Kaynak: Aşırı hava olaylarını haberleştirme rehberi – (Reporting extreme weather and climate change)
Fosil yakıtlar küresel ısınmanın büyük bölümünden sorumlu
İklim değişikliğine, enerjiyi emen, uzaya ısı kaybını yavaşlatan ve atmosferde ısıyı hapseden bir örtü görevi gören sera gazlarının salımı neden oluyor. İnsan kaynaklı sera gazı emisyonları fosil yakıtların (kömür, petrol ve doğal gaz) yakılması, ormansızlaşma ve tarım yoluyla atmosfere salınıyor.
Fosil yakıtlar , sanayi devriminden bu yana küresel karbondioksit emisyonlarının yaklaşık %69’unu oluşturuyor. Bunun %80’i Karbon Majörlerinin çıktısıdır[1].
Şekil 1: Kaynağına göre toplam karbondioksit emisyonları, 1850-2021 (%)
Kaynak: ESSD: Küresel Karbon Bütçesi 2023, InfluenceMap: Karbon Majörleri Veritabanı, Küresel Karbon Projesi
2021, veri kümeleri arasında verilerin mevcut olduğu en son yıldır.
2018 yılında araştırmacılar, yakıtların çevresel etkilerinin endüstri liderleri tarafından bilindiğinin belgelendiği 1965 yılından bu yana sadece 20 fosil yakıt şirketinin küresel karbondioksit (CO2) ve metan emisyonlarının üçte birinden (480 milyar ton CO2 eşdeğeri) sorumlu olduğunu bildirdi.
Fosil yakıtların yakılmasını durdurmaya yönelik önemli çabalar gösterilmediği takdirde, Paris Anlaşması’nın hedefi olan 1,5 santigrat dereceyi aşma riskiyle karşı karşıya kalacağız ki bu da yeryüzü sistemlerinin iklimde büyük ve genellikle geri döndürülemez değişikliklere yol açacak bir iklim devrilme noktasına ulaşma ihtimalini artıracaktır. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) 2023 üretim açığı raporu, 2030 yılında ısınmanın 1,5 santigrat derece ile sınırlandırılmasıyla tutarlı olacak fosil yakıt üretim miktarının iki katından fazlasının planlandığını ortaya koydu.
İklim değişikliğinin etkileri ile yaşamak: Faturayı kim ödüyor?
Giderek ısınan bir dünyanın ve beraberinde gelen aşırı hava olaylarının etkileri küresel olarak yaşanıyor, ancak özellikle düşük gelirli ülkeler için daha ağır. Araştırmalar, “küresel ısınmanın büyük olasılıkla küresel ekonomik eşitsizliği daha da kötüleştirdiğini” ortaya koydu. Tropikal ülkelerde kişi başına düşen GSYİH, iklim değişikliğinin olmadığı bir dünyaya kıyasla 1960’lardan bu yana dörtte bir oranında düştü. Küresel olarak, sıcaklıkta 1 santigrat derecelik bir artış GSYH‘ de %12’lik bir düşüşe yol açabilir.
Kirleten öder ilkesi, negatif dışsallıkların[2] sorumluluğunu emisyon yapanlara, yani ürünleri sera gazı yayan fosil yakıt şirketlerine yükleyen ve yaygın olarak kabul gören bir uygulamadır. Bu ilke farklı yaklaşımlarla uygulanabilir. Bu yaklaşımlardan biri, karbon vergisi veya emisyon ticareti sistemi gibi politika araçlarıyla desteklenen bir “karbon fiyatı “dır. Diğer yaklaşımlar arasında aşırı karlar üzerinden alınan talih kuşu vergileri ve kayıp ve zarar maliyetlerini karşılamak için yasal olarak zorunlu ödemeler yer alabilir.
Karbonun sosyal maliyetine (tahmini ton başına 185 ABD doları kullanılarak) dayanarak, iklim bilimi ve politikası düşünce kuruluşu Climate Analytics, “en kirli düzine” Karbon Majörlerinin, 21 trilyon ABD doları kar elde ettikleri 1985-2018 yılları arasındaki üretim için yaklaşık 15 trilyon ABD doları ekonomik zarardan sorumlu olduğunu tespit etti.
Fosil yakıt şirketlerinin karları o kadar yüksek ki, Aramco, ExxonMobil ve Shell de dahil olmak üzere en büyük yedi karbon devinin 2022 yılındaki kazançları, 260 milyar ABD dolarına karşılık 497 milyar ABD doları ile o yıl için hesaplanan zararın neredeyse iki katıydı. Ve kazançlar artmaya devam ediyor. Saudi Aramco’nun CEO’su, 2022 gaz krizinin ardından şirketin 186 milyar ABD doları operasyonel nakit akışı ile “muhtemelen kurumsal dünyada kaydedilen en yüksek net gelire” sahip olduğunu iddia etti.
Tablo 2: En yüksek emisyona sahip (MtCO2e) 12 fosil yakıt şirketinin emisyonlarıyla bağlantılı tahmini iklim zararları ve ilgili mali kazançları (2020 trilyon ABD doları), 1985-2018
Kaynak: Carbon majors‘ın trilyon dolarlık zararları, Carbon majors veri seti
Fosil yakıt şirketlerini sorumlu tutmak için yasal yollar
Fosil yakıt endüstrisinin emisyonlarını parasal iklim zararları tahminleriyle ilişkilendiren araştırmalar devam ederken, endüstriyi sorumlu tutma yaklaşımı yasal yollarla uygulamaya konuluyor. Aşırı hava koşulları ile fosil yakıt endüstrisi arasında giderek daha fazla yasal bağlantı kurulmakta, kayıp ve zarar için ödeme talep etmek üzere dava açılmakta ve yasal düzenlemeler yapılıyor.
Kirleten öder yasası
2023 yılında büyük bir sel felaketine maruz kalan ABD’nin Vermont eyaleti Mayıs 2024’te, fosil yakıt endüstrisini halk sağlığına, tarıma, konutlara ve diğer alanlara zarar veren iklim zararları için bir fona ödeme yapmaya zorlamayı amaçlayan bir yasayı kabul etti. Eyalet, 1995’ten 2024’e kadar dünya çapında 1 milyar tondan fazla CO2 salan şirketlerden para toplayabilir.
Vermont’ta belirli bir ticari faaliyet eşiğine sahip olan bu şirketlerden küresel emisyon yüzdelerine göre ücret alınacak ve fonlar yağmur suyu drenaj sistemleri, yollar ve köprüler gibi altyapının yeniden inşası ve iyileştirilmesi için kullanılacak. Benzer bir yaklaşımı düşündüğü bildirilen diğer eyaletler arasında Massachusetts, Maryland ve New York bulunuyor.
Kayıp ve hasarın dava edilmesi
LSE Grantham İklim Değişikliği ve Çevre Araştırma Enstitüsü’ne göre, kirleten öder ilkesine dayalı olarak aşırı hava olaylarında meydana gelen zararların sorumluluğu, iklim davalarının arttığı bir alandır. Enstitü, fosil yakıt şirketlerinin bu fırtınalar sırasında meydana gelen zararlardan ve devam eden ekonomik etkilerden sorumlu olduğunu savunmak için “2017’deki María Kasırgası ve 2022’deki Fiona Kasırgası sonucunda Porto Riko toplulukları tarafından sürdürülen‘bileşik kayıplar’ hakkında kapsamlı argümanlar ” sunan Porto Riko Belediyeleri v. Exxon Mobil Corp davasına atıfta bulunuyor.
Mayıs 2022’de, dünyanın en büyük 47 fosil yakıt şirketinin Filipinlilerin insan haklarını ihlal edip etmediğine ilişkin yedi yıllık bir soruşturmanın ardından, Filipinler İnsan Hakları Komisyonu iklim değişikliğinin bir insan hakları sorunu olduğunu ve dünyanın en büyük fosil yakıt şirketlerinin iklim değişikliğinin etkilerini bildiklerini ve iklim değişikliğini ele alma çabalarını engellemeye çalıştıklarını tespit etti.
2015 yılında Perulu bir çiftçi tarafından Almanya’nın en büyük elektrik üreticilerinden biri olan ve kömür yakan elektrik santralleri kullanan RWE’ye karşı açılan bir davada, elektrik şirketinin Peru’da eriyen bir buzulun neden olduğu iklim zararlarından sorumlu olduğu iddia ediliyor. Dava sonuçlanmak üzere gibi görünse de, 2024 ortası itibariyle henüz bir karar verilmiş değil.
Bunun yanı sıra, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki eyaletler ve belediyeler tarafından, iklim değişikliği hakkındaki bilimsel bilgilerini gizledikleri ve böylece ürünlerinin neden olduğu küresel ısınma tehlikesi konusunda halkı kandırdıkları iddiasıyla büyük petrol şirketlerinden aşırı hava olayları için tazminat talep eden 20’den fazla dava bulunuyor.
Bu alanda bir ivme oluşuyor. Haziran 2024’te Kaliforniya başsavcısı, haksız rekabet ve yanlış reklam yasalarını ihlal eden şirketlerin elde ettiği karların idare tarafından talep edilmesine olanak tanıyan yeni bir eyalet yasası kapsamında büyük petrol şirketlerinden tazminat talep edeceğini duyurdu.
Aynı ay içinde Yüksek Mahkeme, ABD başsavcısından Hawaii’de petrol endüstrisini aldatıcı reklamlar nedeniyle dava eden bir davanın federal yasalar kapsamında mı yoksa eyalet yasaları kapsamında mı görülebileceği konusunda görüş istedi. 2023 yılında Hawaii Eyalet Yüksek Mahkemesi davanın eyalet hukuku kapsamında görülebileceğine hükmetmiş, ancak bu karar ExxonMobil ve Chevron gibi şirketlerin de aralarında bulunduğu petrol endüstrisi tarafından temyize götürülmüştü. Davanın nerede görüleceğine ilişkin nihai karar, diğer 20’den fazla davanın da mahkemeye taşınmasına yol açabilir.
Fosil yakıt endüstrisinin iklim değişikliği konusundaki farkındalığı ve eyleme karşıtlığı
Fosil yakıt endüstrisinin, fosil yakıtların yakılmasının iklim değişikliğine yol açtığını on yıllar öncesinden bildiğine dair kanıtlar giderek artıyor. Yeni yayınlanan belgeler, petrol endüstrisinin iklim değişikliği araştırmalarını 1954 gibi erken bir tarihte finanse ettiğini gösteriyor. Basında çıkan haberlere göreShell’in bilim adamları 1980‘lerde iklim değişikliğinin tehlikeleri konusunda dahili olarak uyarıda bulunmuşlardı.
Hakemli akademik araştırmalar, Exxon’ un 1970’lerde iklim değişikliğinden haberdar olduğunu, ancak bağımsız akademik ve hükümet modellerinin küresel ısınma tahminleriyle yakından eşleşen kendi bilimsel verileriyle doğrudan çelişen iklim bilimi ile ilgili kamuoyu açıklamaları yapmaya devam ettiğini ortaya koydu. Diğer çalışmalar Total‘ in de 1970’lerde iklim değişikliğinden haberdar olduğunu ancak 1980’ler ve 1990’larda iklim bilimini inkâr ettiğini ortaya koyuyor.
Fosil yakıt endüstrisi, iklim değişikliği hakkındaki erken bilgisine rağmen, sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik hükümet öncülüğündeki çabalara karşı çıkmak için onlarca yıldır bir dizi strateji kullandı. Bunların en bilinenlerinden biri, iklim değişikliğinin ele alınması gereken acil bir tehdit olarak inkar edilmesini finanse etmek ve teşvik etmek oldu.
Özellikle ticaret birlikleri, rakip yeşil teknolojilerin gelişmesini sağlayacak koşulları baltalamak için lobi faaliyetlerinde bulundu. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da yeni kanıtlar, petrol ve gaz endüstrisi ticaret birliklerinin 1960’lardan bu yana güneş ve rüzgar enerjisi ile elektrikli araçların yaygınlaşmasını geciktirmek için lobi faaliyetleri yürüttüğünü gösteriyor. Asya’da fosil yakıt endüstrisi Japon hükümetine kömür, LNG ve amonyakla birlikte yakma gibi fosil yakıt teknolojilerine öncelik vermesi için baskı yaptı. ABD’de petrol endüstrisi , temiz teknolojilerin benimsenmesini ilerletmeyi amaçlayan emisyon standartları için federal hükümete dava açıyor .
ABD Senatosu ‘nun bu gündemin ölçeğine ilişkin araştırması, Mayıs 2024’te petrol ve gaz endüstrisinin “İklim İnkâr Kampanyası, Dezenformasyon ve İki Dilli Konuşma”nın tartışıldığı bir oturumla sonuçlandı. Sektör firmalarının dahili belgelerine dayanan personel raporu şu tespitlerde bulundu:
-
Tarihsel olarak fosil yakıt şirketleri



